FOTOĞRAF PHOTOGRAPHY BİLGE BARHANA

BİR TASARIMCININ HAYATI VE ZAMANI

RENKLY. Polisan'ın1 sahiplerinden birinin eşi, Marita, bizim okula2 ilan asmış. Şirketin çıkaracağı "Renkly" diye bir çeşit renkli tutkalın tanıtım işleri için. Arkadaşlarımla3 işi oradan bulduk. Pet şişelerden marakaslar, gazoz kapaklarından çerçeve, tuvalet kağıdı rulolarından inekler gibi oyuncaklar yaptık. Baharda çeşitli şenliklerde standlar kurduk, çocuklarla birlikte bir sürü şey boyadık. Sonra tanıtım kitabını da yaptık beraber. Yıl 1996, grafik bölümü 1. sınıftayız, bilgisayar kullanmayı daha yeni öğreniyorduk. Kazandığımız paralarla her birimiz birer yurtdışı seyahatine çıktık. Ben İtalya'ya gitmiştim.

PULP.4 Gide gele Pulp'ın sahibiyle arkadaş olmuştum. Logosu kötüydü, değiştirmek istiyordu. Kendime iş çıkarıp en basit Freehand çizimleriyle, düzenli olarak değişen bir logo, çıkartmalar ve rozetler yaptım. Sonra flyerlar, afişler, poşetler eklendi. Para yerine de kıyafet alıyordum. Beyoğlu'nda birkaç dükkana daha iş yaptım o sıralarda.

DÖRTRENK. Okuldayken yarı-zamanlı Dörtrenk diye bir yerde çalıştım. Ağırlıklı olarak turizm işi yapıyorlardı ama grafik tasarım şirketlerine renk ayrımı hizmeti veren bir bölümü de vardı. Tasarım işlerini Ahmet diye okuldan tanıdığım bir tasarımcı yapıyordu, ona yardım etmeye başladım. Grafik tasarımın teknik tarafıyla ilgili çok şey öğrendim Dörtrenk'te.

MENTALKLİNİK. Sayısal Grafik'te Mentalklinik'le5 tanıştım, bazı işlerimi görüp beğenmişler. Bir sergilerinin kitabını, birkaç da katalog tasarladım onlarla.

REDO. Mentalklinik'le çalıştığım sıralar diploma projem de başladı. Projenin sonuna doğru diğer bütün işi gücü bırakıp, sadece projeyle uğraştım, gayet iyi bir dereceyle 2002’de mezun oldum.

Redo, modüler kıyafetlerden oluşan bir markaydı. Mottosu "kendin yap" idi. Tops, Overs, Bottoms ve Spare Parts6 isimli dört ürün grubu vardı. Mesela, bir Tops kutusu aldığında, kolları takılıp çıkartılıp uzun veya kısa kullanılabilen, cep, yaka manşet eklenebilen bir üst almış oluyordun. Çeşit çeşit kombinasyonlar yapabiliyordun. Spare Parts'ın içinde ise, mesela, bir çift kol olabiliyordu. Önceden aldığın Tops’a ekleyip kullanabiliyordun, lego gibi. Konsepti buldum, örnek ürünler tasarladım, diktirdim, modelliğini yaptım, fotoğraflattım ve sonra ambalajlarından ilanlarına kadar bütün kurumsal kimliğinin grafik tasarımını yaptım. Manifestosu da şuydu:

Redo; hazırgiyim sektörünün dilini kullanır. Modayı değil giyen kişinin yaratıcılığını, bireyselliğini önemser. Hiçbir zaman 0 hazır ürünler sunmaz. Herbir paket eklemeye, çıkarmaya, farklı kombinasyonlar üretmeye uygun parçalardan oluşur. Daha fazla kombinasyon elde edebilmek, tercihi giyene bırakmak için ürün paketlerinin dışında yedek parçalar da satılır. Ürünler kadın ve erkek olarak ayrılmaz. Sadece Tops, Overs ve Bottoms vardır.

ÜMİT ÜNAL.7 Redo'ya çok kafayı taktım ve hayata geçirebilmeyi istedim. Tasarım ve tescil işlerinden anlayan bir avukatla görüştüm. Ümit Ünal'la tanıştım, projeyi gösterip bu işi öğrenmek istediğimi söyledim. Yanında çalışmaya başladım. Orada bir yıl kadar çalışmama rağmen atölyede hiçbir şey yapamadım maalesef. Grafik tasarımla ilgili bir sürü ihtiyaç vardı, onları hallettim, telefonlara baktım, kumaş, aksesuar almaya çıktım. Sonra da baktım olmuyor, ayrıldım.

POST. Ümit'le çalıştığım sıralar Hilal'le8 bir atölye tuttuk. O kemer yapıyordu. Ben de o ara vinil brandalardan çanta yapıp sattım. Markanın adını Post koymuştum. Etiketlerini serigrafide kendim bastım. Ustalara gidip diktiriyordum. İki ya da üç posta diktirdim sanırım. Dükkanları teker teker dolaşıp elden satıyordum. Elimdekilerin çoğunu sattım, sonra devam etmedim.

TAYLAN.9 İki seneye yakın Taylan'a t-shirt yaptım. Arkadaşımdı, arada sırada dükkanına uğrardım, konuşa konuşa iş kendiliğinden bir düzene oturdu. Başlangıçta çok özenip iyi tasarımlar yaptık, henüz baskılı t-shirtlerin moda olmadığı bir zamandı. Sonra baskılı t-shirt işi çok popülerleşti, Londra'daki pazarlarda satacak kadar yüksek adetli işler yapmaya başladığımızda da tadı iyice kaçtı.

2MİKROP. 2005 yılında Ulaş Uğur'la kurduğumuz tasarım stüdyosu, 2012'ye kadar devam etti. 2mikrop'un manifestosu da şuydu:

Nesnelere bakışa müdahale eder ve onlara bakılabilecek yeni açılar önerir.
Ebat ve ölçü algısıyla oynar.
Kolayca elde edilebilecek malzemeden olağandışı nesneler üretir.
Hiçbir teknik ya da tarzın kısıtlayıcı rejimlerine yapışıp kalmaz.
Tasarımlarıyla ezber sevmeyen, önyargısız insanların anlayabileceği yorumlar yapmaya çalışır.
Tadları uzun zaman çıkarılabilecek ya da çıkarılamayacak ama zamandan bağımsız tasarımlar yapar.
Tamamen bağımsız ama her türlü katılıma açıktır.
Her türden insana hitap edebilmek için derin kavramsal vıdı vıdıya yüz vermez.
İstanbul'da çalışan ve yaşayan iki tasarımcıdır.
Pınar Akkurt ve Ulaş Uğur'dur.

GRAM DEFTERLER. 2mikrop’un en popülerleşen işi oldu. Ödül kazandı, New York, Tokyo ve Seul’daki Moma12’larda, Londra’daki Magma’da, İstanbul’da çeşitli tasarım mağazalarında satıldı.

SERRA.13 Ink-Design'ın kurucusu. Bülent Erkmen14 beni ona tavsiye etmiş, böylece onun yanında çalışmaya başladım. Ağırlıklı olarak kurumsal dergiler, kitap ve kataloglar yapılıyordu. Rahat ve iyi bir yerdi. İki seneye yakın çalıştım, sonra işleri azalmaya başladı, ellerindeki müşterileri bize paylaştırtırıp ofisi kapattılar. Serra'yla hala ara sıra birlikte bir şeyler yapmaya devam ediyoruz. Desenler yaptım, güzel bir kırtasiye seti tasarladım ama maliyeti yüksek olacağından basılamadı.

ERDEM KIRAMER.15 Bana Serra'dan kalan bir müşteri. Evden iki seneye yakın çalıştım onlarla, güzel de para kazandım.

GRAFİS. Bir ara ucundan kıyısından biraz reklam ajansı tecrübesi edineyim, dedim. Ama yine de boğazıma kadar reklama batmak istemediğimden Medina Turgul'un below the line işlerini yapan Grafis'e girdim, birkaç ay dayanabildim. Ne zamandı, onu bile tam hatırlamıyorum.

BEK.16 İşlerin tadı kaçmaya başladığı sıralarda BEK'ten telefon geldi. Düzenli maaş, sigorta ve Bülent Erkmen'le iş yapma fikri cazip geldi. Beş seneden fazla çalıştım Bek'te.

JEFF TALKS. Esen Karol'un bir projesi. Belli aralıklarla, belli sayıda dinleyici ve sanat ve tasarım üzerine konuşan bir konuşmacının katılımıyla düzenlediği ve kayıtlarını baştan sona bir internet sitesinden yayınladığı Jeff Talks'a 2mikrop'u da davet etti. Ulaş'la hayatımızdan ve işlerimizden bahsettik, bizim için heyecan vericiydi.

MONOTOPIA. Genç bir ekip internet dergisi17 yapmaya başlamışlar, güzel fotoğraflar, müzikler, modern bir görsel anlayış. 2mikrop'un "gram defterleri" için bir fotoğraf çekimi yapmak istediler, öyle tanıştık. Defterlerin çekimini yapamadılar ama ben onlara Monotopia çekimini yaptım. Derginin ürün tanıtım sayfaları için, kendi seçtiğim değişik ürünlerle yaptığım düzenlemelere bu ismi vermiştim. Dergi toplam üç sayı çıktı, sonra kendi aralarında anlaşamadılar ve bitti, ne yazık ki. Ama ben yönelebileceğim yeni bir alan bulmuş oldum sayelerinde.

DIY.18 Bir sene boyunca All Décor dergisinin "kendin yap" sayfaları için, her ay bir fikir bulup adım adım uyguladım, fotoğrafları çekildi. Patates baskı yastık kılıflarından, kağıt çiçeklere, ipten lambadan, kebap şişleriyle yapılan duvar saatine, eski tavalardan yapılmış resim çerçevelerine kadar çeşitli işler yaptım. Dergiyle çalışmayı bıraktım ama DIY çalışmalarım devam ediyor. Hayatımın doğal bir parçası.

KARAKÖY LOKANTASI. Sanırım, Monotopia çekimi ve DIY sayfaları Yeşim'in19 bana Karaköy Lokantası işini önermesine neden oldu. Lokantanın, binanın tam köşesine denk gelen güzel ve büyükçe bir vitrini var ve sahibi20 oraya bir şeyler yapılmasını istiyormuş, Yeşim'e danışmış. Tam da o sıralar ben vitrin tasarımlarına bakıyor, genel olarak "yerleştirme" fikrine kafa yoruyor ve kendi kendime eskizler yapıyordum. Keşke böyle işler yapabilme fırsatım olsa diye düşünüyorum. Çok güzel denk geldi. İlkini Mart 2011’de yaptım ve hala düzenli olarak devam ediyor. 2-3 ayda bir değişiyor, yılda 5 tane oluyor. Karaköy Lokantası'yla giriştiğim bu işbirliği hayatta yaptığım en verimli ve güzel şeylerden biri.

BEN. Pınar Akkurt. 1978 İstanbul doğumluyum.

Renkleri seviyorum. Hem de çok. Rengin, insanın ruh haline, hayatı algılama biçimine etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.

Basit, çok bilindik malzemelerle, alışılmadık, yeni formlar üretmeye çalışıyorum. Form ve üçüncü boyut konusuna da en az renk meselesine yorduğum kadar kafa yoruyorum bir süredir.

Ellerimle birşeyler yapmayı, deneyerek bulmayı, öğrenmeyi seviyorum. Bazen tam ne olacağını bilmeden elime alıp oynamaya başlıyorum bir şeyle ve bakarken, evirip çevirip bükerken şekilleniyor. Sonuç kadar süreç de önemli. Nasıl yapılır videolarını seyretmeye bayılıyorum mesela.

Mekan fikri çok ilgimi çekiyor. Malzeme, ışık, desen, renk. Bir dünya yaratmak. Mesela bir gün bir sergi yaparsam işlerimden, kapıdan girdiği andan itibaren mekanın seyirciyi sarmalamasını isterim. Sadece duvarlara asılmış şeyler istemem. Yer ve tavan da mekanın parçasıdır; üç boyutu da düşünmek, insanın mekanı algılamak için kullandığı bütün duyulardan faydalanmak gerek diye düşünüyorum, ses ve koku da dahil.

Yaptıklarımın kimi insanlara tepeden bakmasını, mesafe koymasını, zor anlaşılmasını istemem tabii ama belli bir estetikten yoksun kalınsın da istemem. Bu yerleştirmeler için de geçerli, yaptığım ve yapacağım ürünler için de. Aslında için için, ne yaparsam yapayım, biri gördüğünde, eline aldığında bir şey hissetsin istiyorum. Ama iyi bir şey. İnsanlar, gülsünler isterim, gördüklerine sevinsinler, düşünsünler, beğensinler, takdir etsinler…

TEŞEKKÜRLER. Bu sitenin hazırlanmasında bana yardım eden, Bilge Barhana, Emel Yenigelen, Özhan Binici, Naci Emre Boran ve Bahadır Güzel'e çok teşekkür ederim.

 

    LIFE AND TIMES OF A DESIGNER

    RENKLY. The wife of one owners of Polisan1 , Marita, posted an advert at the school2 I was studying at the time. She was looking for people to do some promotion work for a sort of new, colored adhesive the company was manufacturing, named "renkly". My friends3 and I got the job. We made maracasses out of plastic bottles, picture frames from soda bottle caps, cows from toilet paper rolls. In spring we opened stands in Festivals and colored a lot of stuff with kids. Later on we also designed the promo book. It was 1996, first year in graphic design department, we were just in the process of learning to use computers at the time. We all went on trips to abroad with the money we earned. I went to Italy.

    PULP.4 I was a regular at Pulp and I became friends with the owner. He didn't like the logo and wanted to change it. I took it upon myself to design one for him. I decided that I'll make not one logo but logos, stickers and badges that change regularly. They were very basic and easy to make using Freehand. Then came the flyers, posters and shopping bags. I got paid in clothes. I also did some work for other stores in Beyoğlu district at the time.

    DÖRTRENK.5 I worked part-time in a place called Dörtrenk. The company mainly dealt in tourism but it also had a color separation division that served graphic design companies. Their in-house designer was a guy called Ahmet whom I knew from school and I began work by assisting him. I have learned a lot about the technical side of graphic design at Dörtrenk.

    MENTALKLİNİK. One day at a print shop I met Mentalklinik6. Apparently they have seen some of my work and liked it. I designed a book to go with one of their exhibitions and a couple of catalogues for them.

    REDO. While I was still working with Mentalklinik my graduation project began. Towards the end, I just stopped whatever else I was doing and focused on the project and I graduated in 2002 with flying colors!

    Redo, was supposed to be a brand that produced of modular pieces of clothing. The Redo Motto was "do it yourself". It consisted of four product groups called Tops, Overs, Bottoms and Spare parts. For instance, if you bought a box of Tops, you had a "top" on which you could attach sleeves, pockets, collars and cuffs. It was possible to make many different combinations with these parts. And inside the Spare Parts box, there could be a pair of sleeves that you could attach to the previously bought "top", like legos. I found the concept, I designed the samples and had them sewn, modelled for them when it was time to photograph them and after that I designed everything concerning its corporate identity, including advertisements and packaging. Here is Redo's manifesto:

    Redo uses the language of ready-made clothes’ sector but is against what is ‘ready’. The creativity, individuality of the wearer is important, not fashion. Redo never offers 100% ready products. Every package is formed of pieces which are suitable to add, subtract, produce different combinations. To get more combinations, to leave the choice to the wearer also spare parts packages are sold. The products are not seperated into male and female. There are only Tops, Overs and Bottoms.

    ÜMİT ÜNAL.7 I really became obsessed with Redo and wanted to realize the project as merchandise. I consulted a lawyer who specializes in design and copyright issues. I introduced myself to Ümit Ünal and showed him the project. I told him that I wanted to learn how it could be done. I started working for him. Even though I worked there for a year, I never really had the chance to spend proper time in the sewing studio. He needed a lot of graphic design stuff to be done. I did those, answered the phones, went fabric and accessory shopping for him. Then I realized it wasn't really working for me and I quit.

    POST. While I was still working for Ümit, Hilal8 and I rented a studio. She designed and made belts. I made bags out of vinyl and sold them. I named the brand Post. I silkscreened the labels myself and found seamstresses sew the bags for me. I must have made two or three batches. I went around and visited boutiques and stores personally to sell them. I sold most of what I had and didn't make anymore of those.

    TAYLAN.9 I designed t-shirts for Taylan for almost two years. He was a friend of mine, he had a shop where I visited him and we talked. The collaboration was on a nice track before we knew it. At first we really paid incredible attention to what we were doing and designed awesome stuff. The printed t-shirts were no where near this popular at the time. Then they gradually became popular and when we started making huge volumes to be sold in the market places in London it got really boring for me.

    2MİKROP. Design studio founded with Ulaş Uğur, continued until 2012. The manifesto of 2mikrop goes like this:

    Intervenes in the usual way of looking at objects and gives another angle to see them.
    Plays with perception of size and measurements.
    Uses easy-to-find materials to create extraordinary objects.
    Does not like to adhere to a strict diet of any style or technique.
    Makes witty comments with their design for unprejudiced people who tend to think outside the box.
    Makes timeless designs that may or may not be enjoyed for a long time.
    Is absolutely independent but also open for collaborations of any kind.
    Appeals to everyone from all walks of life by staying away from deep conceptual mumbo-jumbo.
    Is two graphic designers who live and work together in Istanbul.
    Is Pınar Akkurt and Ulaş Uğur.

    GRAM NOTEBOOKS. The most popular product of 2mikrop. The notebooks received an award and were also sold in MOMA's in New York, Seoul and Tokyo as well as in Magma shop in London and various other stores in İstanbul.

    SERRA.12 The founder and owner of Ink-Design. I started working for her when Bülent Erkmen13 recommended me to her. The firm mainly focused on corporate magazines, books and catalogues. It was a very nice place to work. I worked there for almost two years but then when business started to dwindle down, Serra split the remaining clients amongst us workers and shut the firm down. Serra and I still occasionally collaborate on projects. I draw some illustrations for her to be used in a stationary sets however because of the high costs the project never came to life.

    ERDEM KIRAMER.14 A client I inherited from Serra's firm. I worked with them as a freelancer from home for almost two years and earned real well, too.

    GRAFİS. At one point I decided maybe I should get some advertising agency experience under my belt but I still didn't want to dive all the way in. So I started working in Grafis which was a small firm and it dealt mostly with below-the-line work of Medina Turgul advertising agency. It took me only a couple of months to quit. I don't even remember exactly when this whole episode happened.

    BEK.15 Right around the time when things started getting a little soured I received a phone call from BEK. A regular salary, social security and the perks of working with the prominent Bülent Erkmen sounded very attractive. I worked there a little over than five years.

    JEFF TALKS. An ongoing project of Esen Karol's in which she invites a limited number of people to listen to different guest speakers at different times who talk about various topics and issues concerning art and design. She then uploads the videos in their entirety on the Jeff Talks web site. Very interesting and educational. Esen Karol invited us, 2mikrop, as speakers on one these Jeff Talks. Ulaş and I talked about our lives and our work. It was quite an exciting experience for us.

    MONOTOPIA. A young group of people began an online magazine16. They had a really contemporary visual aesthetic, nice photos and music. They wanted to make a photo shoot with our Gram Notebooks, that is how we got to meet. The gram notebooks photo shoot didn't happen, however I shot Monotopia for them. This was the name I gave to the installations/arrangements I created from various objects that they needed for their product pages. Unfortunately only three issues later they stopped the magazine because they apparently couldn't work together. But thanks to them I found myself a new area to explore.

    DIY. Once every month for a year I found ideas and applied them, and had them photographed in step-by-step style for the DIY pages of a magazine called All Décor. I did all sorts of things for them from patato print pillow covers to paper flowers, a lamp made out of a ball of string, a clock made out of kebab sticks and picture frames from old pans. Even though I’m not working with the magazine anymore, the DIY stuff continues. It’s a natural part of my life.

    KARAKÖY RESTAURANT. I think it was the Monotopia and the DIY pages of All Decór Magazine that made Yeşim17 think about me when the Karaköy Restaurant gig came up. The restaurant is located on the corner of a building and it has a nice glass window at that said corner and the owner18 of the restaurant wanted to display stuff there but didn't know exactly what, so he consulted Yeşim about it. Right at the time I was thinking about window displays and installations and making sketches, and wishing that an opportunity present itself so I could work on a real project. So, my wish was granted. I made the first installation in March 2011 and the project is still ongoing. The installations change every 2-3 months and there are five of them on display per year. My collaboration with Karaköy Restaurant is one of the most satisfying and fruitful things I have ever done.

    ME. Pınar Akkurt. I was born in 1978 in Istanbul, Turkey.

    I love color. A lot. I believe colors change not only the mood but the way we perceive things as well.

    I try to make invent new shapes and forms out of things that are familiar and easy to get hold of. Nowadays think a lot about form in general and the third dimension in particular, as much as I thought about color in the past.

    I love making things with my hands, experiment with shapes and I love to learn new ways of making things. Sometimes I just pick something up, start looking at it from different angles and finally transform it to something altogether new and different from the origiral material. The process is as important to me as the result. I believe that is why I love watching "how to" videos so much.

    The idea of space fascinates me. Materials, lighting, drawings, colors. Creating a world. For instance, if one day I make an exhibition out of my work, I definitely would love the space to embrace the visitors, almost physically. I really wouldn't want stuff hanging from the walls. Floors and ceilings are a part of the space as well and I believe that it is important to think about other dimensions and appeal to every sense that people use to perceive a place, including sound and smells.

    I wouldn't want my work make people feel like they are being looked down on or give them have a hard time deciphering it, obviously but I also wouldn't want anything to be totally devoid of a certain level of aesthetics. This is true for everything I do. Frankly, I just want people to just feel something, something good. I want to make them laugh, I want them to feel glad that they have come across such a thing and I want them to appreciate it…

    THANKS. I would like to offer my thanks to Bilge Barhana, Emel Yenigelen, Özhan Binici, Naci Emre Boran and Bahadır Güzel who helped me put up this website.